AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

BOSNA HERSEK SAVAŞI NEDEN ÇIKTI     

Amerika’lı toplum bilimci ELVIN TOFFLER bu suale cevap aramak üzere Bosna-Hersek savaşının ortasında belgrat’a gider. Hayatı boyunca Belgrat’ta yaşamış gazeteci Milos Vasic ile tanışır. Milos Vasic’in gözlemleri şöyle; Federal Yugoslav Cumhuriyet’lerinde üst bürokratlar ve yönetici şefler, uzun süre iktidarda kaldıklarından hep yönetmeye alıştılar; Elle-rinde başka meslek ve işleri’de yoktu. Federal Yugoslavya’nın dağılması ile bu şefler ellerinden iktidarı kaçırmayı hazmede-mediler.; “Alışmış kudurmuştan beterdir” derler; Bunlar’da böyle; İlla da yöneteceklerdi. Sanki insanlar onların idaresine mahkumdu. Bu çirkin amaçları için din ve etnik düşmanlıkları devamlı körüklediler. Yazılı ve Görsel Medya’da Emirlerinde olduğundan, medyayı’da pis emelleri ve kendi çıkarları için kullandılar. Kısa sürede medyada bir propaganda bombardımanına başladı. Biraç sene süren bu medya bombardımanı kardeş gibi geçinen halkları birbirine düşman etmeye yetti, olanlar oldu; Uzun süren Bosna Savaşı’nda gözü dönmüş bağnaz Sırplar 250.000 boşnak kardeşimizin kanına girdi. Alt rütbedekiler vicdanlarını susturmasalar dünyada zulümler olmaz, savaşlar’da çıkmazdı. Sahtekarın son sığınağı vatanseverliktir. Gerçek vatansever hiçbir zaman vatanseverliğini söylemez, sahtekar ise kendisini gizlemek için durmadan vatanseverlikten bahseder. “Bu medya bombardıma-nını küçümsemeyin sakın” diyor Milos Vasic “Bu bombardıman Amerika’da olsa idi  New York Eyaleti ile Chicago’yu savaşa tutuştururdu” Bundan hiç kuşkunuz olmasın.         Milos Vasic in Bosna-Hersek savaşındaki görüşü Yugoslavya da yaratılan düşmanlık ve vahşete isabetle parmak basıyor. Bosna’dan sonra benzeri cinayet ve katliamlar Koso-va’da Arnavutlara karşı başladı.     Milos Vasic, Kosova olayları başladığı dönemde Sırbistan Bağımsız Gazeteciler Başkanı’dır. 7.Mart.1998 tari-hinde imdat çağrısında dünyaya şöyle haykırıyordu: “Sırp Radyo Televizyon Kurumu ile savcı, 5 bağımsız gazeteye saldırdılar. Dana, Bliç, Drevni Telgraf, Demokatija ve Nasa Borba gazeteleriyle birçok yerel televizyon Arnavut terörizmi cesaretlendirmekle suçlanıyor. Sırp rejiminin emrindeki medya,  

Bağımsız gazetelere küfrediyor. Adalet için, gerçekler için bir umut kaldı’mı? “Milos Vasic in haykırmaları ne kadar haklıymış’ki; Bir yıl sonra 12.Nisan.1999 Drevni-Telegraf Gazetesi sahibi, Yugoslavya’nın çok sevilen gazetecisi Slavko Curujiva Belgrat’ta sokak ortasında öldürülüyordu. Osmanlı Padişahı 1 Murat Prens Lazar komutasındaki sırp kuvvetlerini 1389’da kosova meydan muharebesinde yenmişti. Bu savaştan sonradır’ki Türkler ve müslüman nüfus bölgeye yerleşti. 500 yıllık Osmanlı Yönetiminde; Çeşitli ırk ve dinlere mensup insanlar barış içinde kardeş gibi yaşadılar. Tito döneminde Kosova, Federal Yugoslavya’ya bağlı özerk bir Cumhuriyet’ti İnsanlar gene kardeşçe yaşıyordu. Kosova savaşının 600 yıl dönümü 1989’da Sırp lider Miloseviç kendi politik gücünü korumak için Irk-Din ayrımını kullandı. Kosova’nın özerkliği ile Federal statüsünü kaldırdı. Kosova’ya Prens Lazar’ın heykelini dikerek altına Lazar’ın şu sözlerini yazdı: “Türklere karşı savaşa katılmayan sırplar ya çocuk sahibi olmayacak, ya da bereketli topraklara kavuşamayacaktır. Bu örneklerde görüldüğü gibi politikacılar işlerine geldiği zaman ırksal ve dinsel ayrılıkları zalimce kullanıyorlar. Bunu yaparken doğabilecek felaketleri ya hiç düşünmüyorlar ya da bu onların hiç umurunda olmuyor. Önemli olan sadece ve sadece  

kendi kişisel çıkarları oluyor. İnsanlar acı çekecekmiş, insanlar ölecekmiş, onlar için ne gamdır ne de kasavet; Var mı yok mu politik çıkar. Günümüzde her gün; Tarihte de zaman zaman bu olayları ibretle görüyoruz. İşte Maraş olayları, Gaziantep olayları, işte 37 seçkin aydını diri diri yakan Sivas Madımak yangını; Bunlar hala belleklerde yaşıyor. Gelelim uzak ve yakın tarihe: 19. Asrın sonlarına kadar Girit’te Türk ve Yunan huzur içinde yaşarken araya politikacı ve kilise giriyor, Yunanı Türk’e Türk’ü Yunana düşman ediyor. Günümüzde Yunan’lı Politikacılar Türk-Yunan düşmanlığını kullanarak iktidarda kal-maya çalışıyor. Hep hafızalarımızda acı bir anı gibi kaldı: İstan-bul’da 1956 yılının 6-7 Eylül’ünde sonradan hepimizin utanç duyacağı olaylar oldu. Devletimiz bunun bedelini’de çok ağır ödedi. Olanlar Selanik’te Atatürk’ün evinde bir bomba patlaması ile kıvılcımlandı. Beyoğlu’ndaki Rum vatandaşlarımızın dükkan-ları yıkıldı, yakıldı, yağmalandı. Kilisedeki Rum Papazlarına ağıza alınması ayıp olacak tecavüzler yapıldı. Olaylardan çok sonra basının yazdığına göre; Selanik’te patlayan bomba, o tarihte oy kaybına uğrayacağı kesinleşen Başbakan Menderes’in marifeti idi. Ne diyelim; Allah bu tıynetteki politikacılara akıl, akılla birlikte birazcık insaf versin...3 cak 2001’de ölen gazeteci Mithat Perin Menderes’e çok yakın onun istediklerini, emirlerini o yıllarda çıkardığı Ekspres Gazete’sinde aynen yazan, uygulayan bir kişi idi; 5 Ey-lül 1956 günü Ekspres Gazetesi Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldı manşetiyle çıkıyordu. Bu bomba haberi daha evvel zaten gerilmiş topluma kıvılcım olmaya yetti ve bildiğimiz utanç verici 6-7 Eylül olaları gelişti. Expres Gazete’sinin o zamanki yazı işleri müdürü Gökhan Sipahioğlu, Mithat Perin’in cenaze töreninde bu manşetin kendisine bile haber verilmeden gizlice atıldığını söyledi. Olaylar ve söylenenler nasıl da birbiriyle çakı-şıyor. Bir başka örnek ve itirat’ta şöyle: Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın Haydar Aliyev Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Chirac’ı ziyaret ediyor. Fransa Parlementosu’nun Ermeni soykırımını kabul etmesini eleştiriyor, bunun haksız olduğunu ve bundan rahatsızlık duyduklarını söylüyor. Chirac’da cevap olarak diyor’ki: Fransa’da çok yakında seçimler var; Fransız Parlamenter’ler  Ermeni asıllı seçmenlernden oy toplasınlar diye bu yasayı kabul ettiler. Ne güzel İtiraf. Oysa’ki: Aynı günlerde Türkiye vatandaşı Ermeniler bizim hakkımızda bizim dışımızdakilerin karar verme, karar alma hakkı yok diye dünyaya haykırdılar. İşte bunlarda oy avcılığına çıkan çirkin Fransız politikacılardır. Söz buraya gelince rahmetli Niyazi BERKES in bir anısını buraya aynen almak isterim. Soğuk savaşın, çok sevdiği ülkesinden kovduğu Niyazi BERKES kuzey Amerika da yerleşir; Montreal Üniversitesinde ders verir. 1960 lı yılların başlarında Newyork da kurulan Türk Gıda pavyonunda hizmetkar olarak çalışmaktadır. Bakar ki: bir gün, bir adam sandalyesinde oturmuş devamlı etrafı seyretmekte ve düşünmektedir. Niyazi Berkes size yardım edebilir miyim diye sorar adam saygıyla ayağa kalkar.- Yok der ben size yardımcı olayım bana emredin ne isterseniz yapayım. Adı YANİ’ dir ve başlar anlatmaya. - Ben Akhisar da doğdum 6 yasındayken anam babamla Yunanistan a göç ettim. Orada okula yazdırdılar beni. Pazar günleri de kiliseye gittim. Büyüdüm: gel zaman, git zaman beni askere aldılar; birliğimle beraber beni İzmir i almaya yolladılar. İzmir e çıktık, muharebelere katıldık; Eskişehir yakınlarında bir muharebede Türklere esir düştüm. Nöbetçi ve süngülü bir asker beni yüzbaşıya götürdü. Asker kapıyı açtı ben içeri girdim; masada oturan yüzbaşı birden yerinden fırladı (Yani sen burda ne arıyorsun?) dedi ve boynuma sarıldı. Kısa bir süre ikimiz de ağlaştık. Yüzbaşı benim 6 yaşıma kadar kardaşça büyüdüğüm çocukluk arkadaşım. Ben içimden düşünmeye başladım. İşte o anda anladım ki: okulda da kilisede de bana söylenenlerin hepsi yalandı.     Niyazi BERKES çok yakınlarına anlattığı Yani nin hazin öyküsünü sanırım kitaplarına almadı. Ben doğru dürüst verebildiysem kendimi bahtiyar sayarım.   Yani nin anlattıkları Ege nin batı yakasını açıkça gösteriyor. Acaba Ege’ nin doğu yakasında durum nasıldır? Bunu da arkadaşım meslektaşım Doktor Doğan VURAL ın ağzından dinleyelim. (Ben 1940 lı yılların başlarında Ayvalık ortaokulunda talebeyim. Türkçe öğretmenimiz bize bir gün Ege hakkında bir kompozisyon bir tahrir görevi verir. Benim yazdığım tahriri okuduktan sonra bana der ki:( Doğan güzel yazmışsın tahririni beğendim. Yalnız Yunanistan kelimesini küçük harfle yazmışsın; Yunanistan bir memleket adı olduğuna göre büyük harfle yazılması gerekmez mi? Ben hocaya cevap verdim. Pis Yunanistan ın adını büyük harfle yazamam ki öğretmenim.   Bu olay da Ege nin doğu yakasını açıkça belirtiyor. Doğan arkadaşım bu söylediklerini rüyasında görmedi şüphesiz. Okullarda bize fırsat düştükçe hocalarımızın bize anlattıklarından öğrendi.      Bir başka çarpıcı olayı da Kavala da yaşadık. Biz 4 doktor arkadaş 1962 yılında hepimiz 30 unu aşmış; Avrupa yı dolaşarak Amerika da İhtisastan yurda dönüyorduk. Kadın doğum uzmanı Dr. Mithat ERDOĞAN arkadaşım tam Yunanistan a girerken tutturdu Yunanistan a girmeyelim diye! Niye diye sorduğumuzda bize karşı düşmanlık var orada; bizi döverler deyip başka şey söylemiyordu. Girmeye zor ikna ettik. Geceyi Kavala da geçireceğimizde Kavala lı Yunan köylüleri Türk olduğumuzu öğrenince çok sevindiler. Bizi bavullarımıza dokundurtmadılar bile hepsini odalarımıza kadar taşıdılar. Bize İzzet-i ikram ettiler. Ertesi gün de bizi yolcu ederken Kavala dan göç eden Türk komşularına sevgi yolladılar, selam yolladılar hasretle. İşte halkların dostluğu! İşte halkların kardeşliği.       Ey densiz politikacılar! Sakın dokunmayın bu dostluğa, bu arkadaşlığa        Ey densiz politikacılar! Sakın kıymayın bu dostluğa bu sıcak kardaşlığa.       2001 yılında Türkiye Dış İşleri Bakanı İsmail CEM ile Yunan Dış İşleri Bakanı Yorgo Papandreu Ege de buluştular. Yorgo Papandeu bir güzel Zeybeka oynadı. En büyük arzum Yorgo Papandreu ile Zeybek-Zeybeka oynamak.         Umarım çok yakın gelecekte Egenin serin ve tatlı havasında benim çocuklarım ve torunlarımla Yorgo nun çocuk ve torunları hep birlikte karşılıklı Zeybek- Zeybeka oynayacaklar beraber gülüp beraber eğlenecekler.

Dr.Hasan HORTO

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " nfo@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET