AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

POLİTİKA VE ASKERLİK 

Generallerimizin emekli olmadan once, omuzlarında apoletleri ile Politik konularda sık sık beyanat vermeleri ister istemez Osmanlı Ordusundaki istemzükçü yeniçeri geleneğini andırıyor.

Buna en fazla Mustafa Kemal Atatürk karşıdır. Avrupa Birliği de, bu kötü geleneği yok etmeden, biziiçine almayacağını söylüyor. Mustafa Kemal Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı seçildikten sonra orduda görevli iken politikaya karışmak isteyen Mareşal Fevzi Çakmak ve Orgeneral Kazım Karabekir paşalara daha 1920 li yılların ortalarında, şöyle sesleniyordu. (Efendiler, orduda kalmak ile politika yapmak arasında bir tercih yapınız. Eğer, politika yapmak istiyorsanız, ordudaki görevinizden istifa ediniz ve apoletlerinizi atınız. Yok eğer orduda kalacak iseniz sadece görevinizle ilgilenip politika yapmayınız) 1920 li yıllarda, Cumhuriyet kurulurken, Mustafa Kemal’in Mareşal Fevzi Çakmak ve Orgeneral Kazım Karabekire yaptığı bu haklı tavsiye ile uyarı 2000 li yıllarda Avrupa Birliğine girmek için büyük gayret ve çaba sarfeden ülkemiz için, çok daha büyük hassasiyet ve çok daha büyük önem taşıyor. Hiç akıldan çıkmasın’ki Mustafa Kemal’in, 1920 lerde, Mareşal Fevzi Çakmak ve Orgeneral Kazım Karabekire yaptığı uyarılar, günümüzde, politik demeçler vermeğe heveslenen generaller için’de geçerlidir. Ben hiç sanmam ki: Bugün çok yüksek rütbelere erişmiş sayın generallerimiz kendilerini, Mareşal Fevzi Çakmaktan, Orgeneral Kazım Karabekirden daha ayrıcalıklı görsünler.

Bendeniz, bir hekim olarak (GELİŞEN ZEKA) başlıklı çalışmamda zihinsel gelişimde, askerleri, 1-Kışla duvarlarını aşabilen askerler, 2-Kışla duvarlarını aşamayan askerler diye ikiye ayırıyorum ve iddia ediyorum:

Dünyada kışla duvrlarını en çabuk, en hızlı aşan asker MUSTAFA KEMAL ATATÜRKTÜR 

 11.Şubat.2006 İstanbul 

Harcanan yetenekler,

Bir övggü, Bir ağıt:

 

Kıymetli arkadaşım, kıdemli emekli, kurmay Dz.Albay, Comador, Tahsin Kayran 64 yıl evvel, lise birinci sınıfında tuttuğu Biyoloji defterini bana gösterdi.

         Bu defterde emek var, azim var, sabır var.

         Bu defterde bilim var, bilgi var, sanat var.

         Bunu başarabilenin arkadaşım olduğuna çok sevindim.

         Ama bir yandan da çok üzüldüm. Arkadaşım bu güzel yetenek ve hasletleri, askerlikte harcandı diye.

         Babası demiş’ki arkadaşıma: “Oğlum param yok, seni sivil okullarda okutamam. Oda, yemek bedava, yatmak bedava, giyim bedava, kitap bedava” diye deniz lisesine girmiş, Biz fakir Anadolu çocuklarına eip boyle olmaz’mı?

         Kaba bir benzetmeyle, askerlik adam öldürme sanatıdır derler. Oysa: Kendisine, insane yaşatma sanatı da denilen, Tıp öğretilse kimbilir, ne buluşlar, ne keşifler yapacak, ne canlar kurtaracaktı.

         Yoksulluğun gözü kör olsun. 

         ( Orhan Veli merhum / Şöyle yakınıyor yoksulluktan / Bu düzen böyle mi gidecek ? / Pireler filleri yutacak / Yedi nufuslu bir haneye / İki tayın yetecek / Yetmez abi,yetmez / Yedi nufuslu bir haneye / İki tayın yetmez /)

          Profesör Alvin Toffler ve eşi Heidi Toffler’in son kitabı ZENGİNLİK DEVRİM inden,çok sayıda yeni gelişmeler öğrendik.Bu zenginlik,yenilik ve gelişmelerden,biz de,yeni bir soru ürettik.Bu soruyu,bir anketle,güncelliğimizi ve zihinsel düzeyimizi ölçmekte kullanabileceğimizi düşündük.
Son zamanlarda,çeşitli kuruluşlarda,değişik konularda,anket düzenlemek, adeta moda olmuştu. Bizde,bu modaya uyalım,ve,çoğu kez karanlıkta kalan bir tarafımıza ışık tutalım istedik.Ürettiğimiz soru aynen şu idi.  ( Tüketildikçe çoğalan ve çoğaldıkça da, hızla değişen şey nedir? ).
Soruyu kısıtlı olan çevreme sormağa başladım.Benim çevremde,çoğu emekli subaylar,emekli Albaylar,emekli kurmay albaylar,emekli generaller,emekli denizciler,emekli valiler, doktorlar, avukatlar,iş adamları,emekli mühendisler,emekli öğretmenler vardı.İlk soruyu,hepimizin ağabey diye hürmet ettiğimiz,92 yaşındaki,bilge kişi,emekli Albay ağabeyime sordum.Soruyu,birkaç kez de tekrarlayıp,acele etmemesini,birkaç gün düşünmesini,her türlü kaynağa başvurmanın, herkesten fikir almanın serbest olduğunu söyledim.Birkaç gün sonra,cevap var mı? Diye sorduğumda,yorgun olduğunu,soruyu bile hatırlamadığını söyledi.Ben de soruyu, tekrar, tekrar, tekrarladım.Ve hatta,ufak bir kâğıda da da yazarak kendisine verdim.Artık,bilge ağabeğimin, soruyu unuttum diye bir mazereti kalmamıştı. Ayni soruyu,çevremdeki,emekli generallare, kurmay albay emeklisi,albay emeklisi arkadaşlarıma,emekli vali,emekli kaymakam arkadaşlarıma, doktor arkadaşlarıma,mühendis arkadaşlarıma,öğretmen arkadaşlarıma,avukat arkadaşlarıma ve sabahları birlikte yürüyüş yaptığımız,Maliye meslek okulu ve Yüksek ticaret fakültesi mezunu,yalnız bizim zenginlik ölçülerimize göre değil,çok gelişmiş ülkelerin zenginlik ölçülerine göre bile, oldukça varlıklı bir işadamı olan komşuma sordum.Hepsine de düşünmek için,yeterli zamanları olduğunu ve her türlü kaynaktan yararlanabileceklerini,diledikleri kişilere danışabileceklerini söyledim. Çevrede,bazı kendini beğenmişler,soruyu,deli saçması,saçma-sapan,diye nitelediler.İleriki satırlarda,cevabı açıklanınca,umarız,kendilerine gelecekler.

Kusura bakmasınlar.Biz,sitemizin BİLİM VE TABABET ana bölümündeki,SAVAŞA KARŞI SAVAŞA KATILANLAR yazımızda,nasıl,savaşa karşı savaşıyorsak,kendini beğenenleri de,densizlikleri de rahatça eleştiririz.

 Çevremdeki yakın arkadaşım,emekli Kurmay Deniz Albay,Komadore,Tahsin Kayran kardeşime de ayni soruyu tekrarladım.Tahsin Kayran arkadaşım,ertesi gün,yanıma geldi.Sen bana,dün bir soru sormuştun.Ben, bunu dün gece düşündüm.Cevabını da buldum.İşte cevabı,şudur,şudur,budur,diye başladı düşündüklerini söylemeğe.Baktım ki:doğru cevaba çok yaklaşmış,adeta yakalamış.Kendisine dedim ki:doğru cevaba çok yaklaştın,tam cevap olmasa da söylediklerini doğru cevap olarak kabul ediyorum.Ama,senden bir ricam var.Ne olur bunu şimdilik çevremizde, kimseye söyleme.Herkese ayni soru soruldu.Onlara zaman tanıyalım.Cevaplarını aldıktan sonra,bunları birlikte yayınlarız.


10 Aralık,2006 Pazar günü,dünürüm Ali Doğan Sinangil’in Kadıköy deki evinde,8 yaşındaki ortanca torunum Hasan Ali Sinangil’in doğum gününü kutluyorduk.Çocuklarımız,damatlarımız ve torunlarımız hep bir arada idik.Biz büyükler bir geniş odada oturup sohbet ederken,Büyük torunum 10 yaşındaki Kerem Arpacıoğlu ile,ortanca torunum Hasan Ali Sinangil,odanın bizden biraz uzaktaki bir bölümünde,yere serilmişler,dikkatle ve sabırla,Hasan Ali Sinangil’in doğum günü hediyesi,çok büyük bir yelkenli gemiyi küçücük parçalarını,her parçayı uygun yere yerleştirerek monte etmeğe çalışıyorlardı.Geminin ufak bir bölümü de,ortaya çıkmış gibi görünüyordu.Onlar orada dikkatle gemi yaparken,ben herkesin duyacağı şekilde,yüksek sesle,soruyu sordum.Odadan,iki ayrı yerden,doğru cevap anında geldi.Bizimle birlikte oturan dünürüm İlköz Sinangil hanım ve büyük torunum 10 yaşındaki Kerem Arpacıoğlu doğru cevabı yüksek sesle hemen söylediler.Büyük kızım Seher,oğlu Kerem’e takıldı.Sen dedi:Cevabı İlköz teyzenden duydun.Ondan sonra söyledin.Yani kopye çektin.Kerem de itiraz etti.Hayır ben duymadan kendiliğimden söyledim.
Benim yakın çevrem,Yalnız, Istanbul’un değil,tüm ülkenin en kültürlü,en zengin mahalle ve semtlerinden,Yeni Levent teki,OYAK, Ordu yardımlaşma civarı,ORBİR yapı kooperatifi ve Yeni Levent Güzelleştirme ve Kültür Derneğinin ortak lokalinden oluşur.Burada birlikte olduğumuz,hemen her arkadaşıma ayni soru sorulmuştur.Lokalimize bitişik gibi duran,birde,Yeni Levent camimiz vardır.Lokalimizde,oldukça kalabalık bir de cami cemaatimiz vardır.Cami cemaatimize de,ayni soru sorulmuştur.Onlarında ilgisi artsın diye,soru biraz daha açılmış,ana soruyu cevaplamayı kolaylaştıracak,bir ikinci küçük soru da katılmıştır. ( 1- Tüketildikçe çoğalan,çoğaldıkça da, hızla değişen şey nedir? 2-Genelde,büyükler,yani ebeveynler çocuklara öğretir.Ama,bir konu vardır ki:Çocuklar,büyüklerinin,ebeveynlerinin öğretmeni olurlar.Bu konu nedir?.Amerikada,2006 yılı son baharında yayınlanan bir kitaba göre: Kur’anı Kerimde,bu meale uygun ayetler vardır. ).Cami cemaati muhterem arkadaşlarımız,soru ile yakından ilgilendiler.Bunu,cami hocamız,Hasan hoca bulur,dediler.Soruyu ona ilettiler.
Soruyu cevaplamağa çalışan,komşum ve yürüyüş arkadaşım,ayni zamanda,Mason biraderi olup,Bilge locasında,30 dereceye gelmiş,Üstadı Muhterem mertebesine yaklaşmış kültürlü bir kişidir.Soru ile çok ilgilendi.Her gün yürürken,değişik cevaplar getiriyor,ama,doğruya bir türlü yaklaşamıyordu.Civarında rastladığı hemen her tanıdık kişiye soruyordu.Ki:Bunlar,daha çok emekli öğretmenler,iş adamları oluyordu.Aldığı yanıtların hiç biri cevaba yaklaşamıyordu.Komşum,yürüyüş arkadaşım,doğru cevabı bulamamakla sıkıntılı anlar yaşıyordu.Ben, acele etmemesini,soruyu isterse Mason locasına getirip,biraderlere de sorabileceğini,her türlü kaynaktan yararlanabileceğini söyledim.Biraderlere sorup sormadığını bilmiyorum.Aradan 15 gün geçti.Bir sabah,ben senin sorunun cevabını buldum.Dedi.Ve doğru cevabı söyledi.Kendisini içtenlikle,yürekten kutladım.Cevabı nasıl bulduğunu sorduğumda,falan isimli kitabın ön sözünü okurken buldum.Dedi.Gerçekten de bu kitapta doğru cevap vardı.
Aile toplantımızda,sınıf arkadaşım,meslektaşım,emekli mühendis arkadaşım,1999 yılında Nar locasından,Üstadı-Muhterem beraatini almış avukat arkadaşıma da ayni soruyu sordum.Onlara da,her türlü kaynaktan yararlanabileceklerini,diledikleri kişilere danışabileceklerini ve hatta Mason birader localarında konuşabileceklerini söyledim.
Her arkadaşa düşünmek için bol zamanı olduğunu,cevabı bulabileceğini tekrarladım.Dedim ki:sonra cevap söylenince,ben bunu neden bilemedim,diye,üzülebilirsiniz Aradan bir ay geçti.Sadece,Kıdemli Deniz Albay,Commadore,Tahsin Kayran arkadaşım cevabı getirdi.( Buz dolabı,beyaz eşya,televizyon,bilgisayar ) Dedi.Bilgisayar diyebilen,bilgiyi de söyler.Çünkü doğru cevap BİLGİ idi.


         Avrupa Birliğinin genişlemeden sorumlu yetkilileri, hatırladığıma gore sayın Arie Ooslander, Türkiye ile ilgili raporunda, ülkemizde ordunun çok önemli konularda ve çeşitli alanlarda etkili olup, görüler belirttiğini açıkça eleştiriyordu. Bu eleştiri karşısında bizim bazı aklı evvel yazarlarımız gazette köşelerinde “ee biz asker milletiz) diyerek akıllarınca bizi savunuuyorlar. Tabii Avrupa Birliği yetkililerinde yanıt hazırdır. (İşte sizin problemleriniz’de burada ya! Bunu düzeltmeden avrupa birliğine giremezsiniz)

         Yeni milenyumda, yirmibirinci yüzyılda ülke sınırlarını, güçlü ordular, kahraman askerler değil, o ülkedeki insanların beyinlerine çakan bilgi kıvılcımları koruyor. Dünyanın en güçsüz ordusuna sahıp İsviçreyi gelsin bir ordu işgal etsin’de görelim. Aslında kahraman askerler çoktan beri modern ordulara ağır yük olmaktadırlar. 

         Son 50 yılda devletimizde,en iyi işleyen,en çok güvendiğimiz,en çok inandığımız kurumumuz şanlı ordumuzdur.Yurt severliklerinden asla şüphe etmediğimiz bazı iyi niyetli arkadaşlarımız,Aman,ordumuzu eleştirmeyelim.Diyorlar.Biz,hayır diyoruz.En çok eleştireceğimiz,en çok geliştireceğimiz kurumumuz, gene şanlı ordumuzdur. Çünkü değişmenin,gelişmenin sonu yoktur.Evrende ve dünyada,değişmeyen tek şey değişimdir.Değişmeyenler,ilerleyen zaman içinde gerilerler 

Bernard Shaw’a göre,dünyada en büyük budalalık,konuşacak yerde susmak.Susacak yerde konuşmaktır.  (Bernard Show'un bu gerçekçi sözüne eşdeğer,Anadolu'da,söylemesi çok ayıp olacak,ama,söylenmese de,çok eksik,çok noksan kalacak,çok galiz bir deyim söylenir.Kendini bilmez çavuşlar,kendi bokunu avuçlar.).
Maalesef bizim ülkemizde, bu ikisi,çok sık, birbiri ile karıştırılıyor.
Nazım Hikmet, ( Ceviz ağacı ile yunus’un hikâyesi adlı şiirinde: Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında / Ne sen bunun farkındasın,ne de polis farkında / Diyor.Ben,sen,polis,farkında olmasak ta,Avrupa Birliği cevizin farkında.
İşte,Avrupa komisyonu 8 Kasım,2006 günü yayınladığı,( Türkiye-Avrupa Birliği İlerleme ) raporunda,askerlerin siyasî konularda,demeç vermelerini,konuşmalarını da eleştiriyor.
Askere siyasî konularda konuşamama ve konuşma sınırı:Rapor,hükümetin kabul ettiği yeni milli güvenlik siyaset belgesinin parlâmentoda görüşülmediğini eleştiriyor.Ulusal güvenlik stratejisinin oluşturulmasında sivillerin denetim işlevini yerine getirmediklerinden yakınıyor.Askerî yetkililerin,Kıbrıs,lâiklik,Kürt sorunu,Şemdinli olayları gibi siyasî konularda,iç ve dış meselelerde konuşmalarını eleştiriyor.Ordunun açıklamalarının savunma ve güvenlik konularını ilgilendirmesi ve sadece hükümetin yetkisi altında yapılmasını vurguluyor.
Avrupa komisyonunun bu eleştirileri,ülkemizde aydın çevrelerin sık sık dile getirdiği bazı gerçeklerle de çok güzel örtüşüyor.
Ciheti askeriye ile ciheti mülkiye,ülkemiz insanına,hep yukardan,hep tepeden bakarlar.Mustafa Kemâl, ( Memleketin hakiki efendisi,köylüdür,işçisir,halktır ). Dese de,onlar kendilerini efendi,bizleri ikinci sınıf sayarlar. Bizde,bu çok önemli konuda,ufak bir ilâve yapmak istiyoruz.Görevde iken,omuzlarında apoletleri olduğu zaman,siyasî nitelik taşıyan demeç ve konuşmalarını duymağa çok alıştığımız,grnel kurmay eski başkanı Orgeneral sayın Doğan Güreş,Orgeneral sayın Çevik Bir ve,Orgeneral Hurşit Tolon ,Şimdi emekli oldular.İşte şimdi konuşma zamanları.Konuşsunlar,yazsınlar,söylesinler.İsterlerse siyasî parti kursunlar,veya partilere katılsınlar.Bizde onları dinliyelim.Fikirlerinden istifade edelim.Ve de,gerekirse arkalarından gidelim.Ama onlar,konuşmamaları gerektiği zaman konuştular.Şimdi ise,konuşmaları .gerekirken,neden se susuyorlar.Bu durum da,yurtdaşlar olarak bizleri üzüyor.

         Anadolu gelinlerinin çok gerçekçi, çok izlaşmacı olduğu kadar, çok ta basiretli bir deyimi vardır. (Mademki: bu köye gelin geldik, köyün adetlerine uyarız)

         Ülkemiz de, gelin olmuş ata binmiş Avrupa köyüne doğru yola çıkmıştır.

         Ben umuyor ve inanıyorum’ki: Anadolu gelininin gösterdiği bu basireti, Mustafa Kemal Atütürkün Cumhuriyet ordusu da gösterecektir.

15.Aralık.2004

www.demokrasidedevrim.com adına

Dr.Hasan Horto

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET