| |
POLİTİKA VE ASKERLİK
Generallerimizin emekli olmadan once, omuzlarında
apoletleri ile Politik konularda sık sık beyanat
vermeleri ister istemez Osmanlı Ordusundaki istemzükçü
yeniçeri geleneğini andırıyor.
Buna en fazla Mustafa Kemal Atatürk karşıdır. Avrupa
Birliği de, bu kötü geleneği yok etmeden, biziiçine
almayacağını söylüyor. Mustafa Kemal Türkiye Büyük
Millet Meclisi başkanı seçildikten sonra orduda görevli
iken politikaya karışmak isteyen Mareşal Fevzi Çakmak ve
Orgeneral Kazım Karabekir paşalara daha 1920 li yılların
ortalarında, şöyle sesleniyordu. (Efendiler, orduda
kalmak ile politika yapmak arasında bir tercih yapınız.
Eğer, politika yapmak istiyorsanız, ordudaki
görevinizden istifa ediniz ve apoletlerinizi atınız. Yok
eğer orduda kalacak iseniz sadece görevinizle ilgilenip
politika yapmayınız) 1920 li yıllarda, Cumhuriyet
kurulurken, Mustafa Kemalin Mareşal Fevzi Çakmak ve
Orgeneral Kazım Karabekire yaptığı bu haklı tavsiye ile
uyarı 2000 li yıllarda Avrupa Birliğine girmek için
büyük gayret ve çaba sarfeden ülkemiz için, çok daha
büyük hassasiyet ve çok daha büyük önem taşıyor. Hiç
akıldan çıkmasınki Mustafa Kemalin, 1920 lerde,
Mareşal Fevzi Çakmak ve Orgeneral Kazım Karabekire
yaptığı uyarılar, günümüzde, politik demeçler vermeğe
heveslenen generaller içinde geçerlidir. Ben hiç sanmam
ki: Bugün çok yüksek rütbelere erişmiş sayın
generallerimiz kendilerini, Mareşal Fevzi Çakmaktan,
Orgeneral Kazım Karabekirden daha ayrıcalıklı görsünler.
Bendeniz, bir hekim olarak (GELİŞEN ZEKA) başlıklı
çalışmamda zihinsel gelişimde, askerleri, 1-Kışla
duvarlarını aşabilen askerler, 2-Kışla duvarlarını
aşamayan askerler diye ikiye ayırıyorum ve iddia
ediyorum:
Dünyada kışla duvrlarını en çabuk, en hızlı aşan asker
MUSTAFA KEMAL ATATÜRKTÜR
11.Şubat.2006 İstanbul
Harcanan yetenekler,
Bir övggü, Bir ağıt:
Kıymetli arkadaşım, kıdemli emekli, kurmay Dz.Albay,
Comador, Tahsin Kayran 64 yıl evvel, lise birinci
sınıfında tuttuğu Biyoloji defterini bana gösterdi.
Bu defterde emek var, azim var, sabır var.
Bu defterde bilim var, bilgi var, sanat var.
Bunu başarabilenin arkadaşım olduğuna çok
sevindim.
Ama bir yandan da çok üzüldüm. Arkadaşım bu
güzel yetenek ve hasletleri, askerlikte harcandı diye.
Babası demişki arkadaşıma: Oğlum param yok,
seni sivil okullarda okutamam. Oda, yemek bedava, yatmak
bedava, giyim bedava, kitap bedava diye deniz lisesine
girmiş, Biz fakir Anadolu çocuklarına eip boyle olmazmı?
Kaba bir benzetmeyle, askerlik adam öldürme
sanatıdır derler. Oysa: Kendisine, insane yaşatma sanatı
da denilen, Tıp öğretilse kimbilir, ne buluşlar, ne
keşifler yapacak, ne canlar kurtaracaktı.
Yoksulluğun gözü kör olsun.
(
Orhan Veli merhum / Şöyle yakınıyor yoksulluktan / Bu
düzen böyle mi gidecek ? / Pireler filleri yutacak /
Yedi nufuslu bir haneye / İki tayın yetecek / Yetmez
abi,yetmez / Yedi nufuslu bir haneye / İki tayın yetmez
/)
Profesör Alvin Toffler ve eşi Heidi Tofflerin son
kitabı ZENGİNLİK DEVRİM inden,çok sayıda yeni gelişmeler
öğrendik.Bu zenginlik,yenilik ve gelişmelerden,biz
de,yeni bir soru ürettik.Bu soruyu,bir
anketle,güncelliğimizi ve zihinsel düzeyimizi ölçmekte
kullanabileceğimizi düşündük.
Son zamanlarda,çeşitli kuruluşlarda,değişik
konularda,anket düzenlemek, adeta moda olmuştu. Bizde,bu
modaya uyalım,ve,çoğu kez karanlıkta kalan bir
tarafımıza ışık tutalım istedik.Ürettiğimiz soru aynen
şu idi. ( Tüketildikçe çoğalan ve çoğaldıkça da,
hızla değişen şey nedir? ).
Soruyu kısıtlı olan çevreme sormağa başladım.Benim
çevremde,çoğu emekli subaylar,emekli Albaylar,emekli
kurmay albaylar,emekli generaller,emekli
denizciler,emekli valiler, doktorlar, avukatlar,iş
adamları,emekli mühendisler,emekli öğretmenler vardı.İlk
soruyu,hepimizin ağabey diye hürmet ettiğimiz,92
yaşındaki,bilge kişi,emekli Albay ağabeyime
sordum.Soruyu,birkaç kez de tekrarlayıp,acele
etmemesini,birkaç gün düşünmesini,her türlü kaynağa
başvurmanın, herkesten fikir almanın serbest olduğunu
söyledim.Birkaç gün sonra,cevap var mı? Diye
sorduğumda,yorgun olduğunu,soruyu bile hatırlamadığını
söyledi.Ben de soruyu, tekrar, tekrar, tekrarladım.Ve
hatta,ufak bir kâğıda da da yazarak kendisine
verdim.Artık,bilge ağabeğimin, soruyu unuttum diye bir
mazereti kalmamıştı.
Ayni soruyu,çevremdeki,emekli generallare, kurmay albay
emeklisi,albay emeklisi arkadaşlarıma,emekli vali,emekli
kaymakam arkadaşlarıma, doktor arkadaşlarıma,mühendis
arkadaşlarıma,öğretmen arkadaşlarıma,avukat
arkadaşlarıma ve sabahları birlikte yürüyüş
yaptığımız,Maliye meslek okulu ve Yüksek ticaret
fakültesi mezunu,yalnız bizim zenginlik ölçülerimize
göre değil,çok gelişmiş ülkelerin zenginlik ölçülerine
göre bile, oldukça varlıklı bir işadamı olan komşuma
sordum.Hepsine de düşünmek için,yeterli zamanları
olduğunu ve her türlü kaynaktan
yararlanabileceklerini,diledikleri kişilere
danışabileceklerini söyledim. Çevrede,bazı
kendini beğenmişler,soruyu,deli saçması,saçma-sapan,diye
nitelediler.İleriki satırlarda,cevabı
açıklanınca,umarız,kendilerine gelecekler.
Kusura
bakmasınlar.Biz,sitemizin BİLİM VE TABABET ana
bölümündeki,SAVAŞA
KARŞI SAVAŞA KATILANLAR yazımızda,nasıl,savaşa karşı
savaşıyorsak,kendini beğenenleri de,densizlikleri de
rahatça eleştiririz.
Çevremdeki yakın
arkadaşım,emekli Kurmay Deniz Albay,Komadore,Tahsin
Kayran kardeşime de ayni soruyu tekrarladım.Tahsin
Kayran arkadaşım,ertesi gün,yanıma geldi.Sen bana,dün
bir soru sormuştun.Ben, bunu dün gece düşündüm.Cevabını
da buldum.İşte cevabı,şudur,şudur,budur,diye başladı
düşündüklerini söylemeğe.Baktım ki:doğru cevaba çok
yaklaşmış,adeta yakalamış.Kendisine dedim ki:doğru
cevaba çok yaklaştın,tam cevap olmasa da söylediklerini
doğru cevap olarak kabul ediyorum.Ama,senden bir ricam
var.Ne olur bunu şimdilik çevremizde, kimseye
söyleme.Herkese ayni soru soruldu.Onlara zaman
tanıyalım.Cevaplarını aldıktan sonra,bunları birlikte
yayınlarız.
10 Aralık,2006 Pazar günü,dünürüm Ali Doğan Sinangilin
Kadıköy deki evinde,8 yaşındaki ortanca torunum Hasan
Ali Sinangilin doğum gününü
kutluyorduk.Çocuklarımız,damatlarımız ve torunlarımız
hep bir arada idik.Biz büyükler bir geniş odada oturup
sohbet ederken,Büyük torunum 10 yaşındaki Kerem
Arpacıoğlu ile,ortanca torunum Hasan Ali Sinangil,odanın
bizden biraz uzaktaki bir bölümünde,yere
serilmişler,dikkatle ve sabırla,Hasan Ali Sinangilin
doğum günü hediyesi,çok büyük bir yelkenli gemiyi
küçücük parçalarını,her parçayı uygun yere yerleştirerek
monte etmeğe çalışıyorlardı.Geminin ufak bir bölümü
de,ortaya çıkmış gibi görünüyordu.Onlar orada dikkatle
gemi yaparken,ben herkesin duyacağı şekilde,yüksek
sesle,soruyu sordum.Odadan,iki ayrı yerden,doğru cevap
anında geldi.Bizimle birlikte oturan dünürüm İlköz
Sinangil hanım ve büyük torunum 10 yaşındaki Kerem
Arpacıoğlu doğru cevabı yüksek sesle hemen
söylediler.Büyük kızım Seher,oğlu Kereme takıldı.Sen
dedi:Cevabı İlköz teyzenden duydun.Ondan sonra
söyledin.Yani kopye çektin.Kerem de itiraz etti.Hayır
ben duymadan kendiliğimden söyledim.
Benim yakın çevrem,Yalnız, Istanbulun değil,tüm ülkenin
en kültürlü,en zengin mahalle ve semtlerinden,Yeni
Levent teki,OYAK, Ordu yardımlaşma civarı,ORBİR yapı
kooperatifi ve Yeni Levent Güzelleştirme ve Kültür
Derneğinin ortak lokalinden oluşur.Burada birlikte
olduğumuz,hemen her arkadaşıma ayni soru
sorulmuştur.Lokalimize bitişik gibi duran,birde,Yeni
Levent camimiz vardır.Lokalimizde,oldukça kalabalık bir
de cami cemaatimiz vardır.Cami cemaatimize de,ayni soru
sorulmuştur.Onlarında ilgisi artsın diye,soru biraz daha
açılmış,ana soruyu cevaplamayı kolaylaştıracak,bir
ikinci küçük soru da katılmıştır. ( 1- Tüketildikçe
çoğalan,çoğaldıkça da, hızla değişen şey nedir?
2-Genelde,büyükler,yani ebeveynler çocuklara
öğretir.Ama,bir konu vardır
ki:Çocuklar,büyüklerinin,ebeveynlerinin öğretmeni
olurlar.Bu konu nedir?.Amerikada,2006 yılı son baharında
yayınlanan bir kitaba göre: Kuranı Kerimde,bu meale
uygun ayetler vardır. ).Cami cemaati muhterem
arkadaşlarımız,soru ile yakından ilgilendiler.Bunu,cami
hocamız,Hasan hoca bulur,dediler.Soruyu ona ilettiler.
Soruyu cevaplamağa çalışan,komşum ve yürüyüş
arkadaşım,ayni zamanda,Mason biraderi olup,Bilge
locasında,30 dereceye gelmiş,Üstadı Muhterem mertebesine
yaklaşmış kültürlü bir kişidir.Soru ile çok
ilgilendi.Her gün yürürken,değişik cevaplar
getiriyor,ama,doğruya bir türlü yaklaşamıyordu.Civarında
rastladığı hemen her tanıdık kişiye
soruyordu.Ki:Bunlar,daha çok emekli öğretmenler,iş
adamları oluyordu.Aldığı yanıtların hiç biri cevaba
yaklaşamıyordu.Komşum,yürüyüş arkadaşım,doğru cevabı
bulamamakla sıkıntılı anlar yaşıyordu.Ben, acele
etmemesini,soruyu isterse Mason locasına
getirip,biraderlere de sorabileceğini,her türlü
kaynaktan yararlanabileceğini söyledim.Biraderlere sorup
sormadığını bilmiyorum.Aradan 15 gün geçti.Bir sabah,ben
senin sorunun cevabını buldum.Dedi.Ve doğru cevabı
söyledi.Kendisini içtenlikle,yürekten kutladım.Cevabı
nasıl bulduğunu sorduğumda,falan isimli kitabın ön
sözünü okurken buldum.Dedi.Gerçekten de bu kitapta doğru
cevap vardı.
Aile toplantımızda,sınıf arkadaşım,meslektaşım,emekli
mühendis arkadaşım,1999 yılında Nar
locasından,Üstadı-Muhterem beraatini almış avukat
arkadaşıma da ayni soruyu sordum.Onlara da,her türlü
kaynaktan yararlanabileceklerini,diledikleri kişilere
danışabileceklerini ve hatta Mason birader localarında
konuşabileceklerini söyledim.
Her arkadaşa düşünmek için bol zamanı olduğunu,cevabı
bulabileceğini tekrarladım.Dedim ki:sonra cevap
söylenince,ben bunu neden bilemedim,diye,üzülebilirsiniz
Aradan bir ay geçti.Sadece,Kıdemli Deniz
Albay,Commadore,Tahsin Kayran arkadaşım cevabı getirdi.(
Buz dolabı,beyaz eşya,televizyon,bilgisayar )
Dedi.Bilgisayar diyebilen,bilgiyi de söyler.Çünkü doğru
cevap BİLGİ idi.
Avrupa Birliğinin genişlemeden sorumlu
yetkilileri, hatırladığıma gore sayın Arie Ooslander,
Türkiye ile ilgili raporunda, ülkemizde ordunun çok
önemli konularda ve çeşitli alanlarda etkili olup,
görüler belirttiğini açıkça eleştiriyordu. Bu eleştiri
karşısında bizim bazı aklı evvel yazarlarımız gazette
köşelerinde ee biz asker milletiz) diyerek akıllarınca
bizi savunuuyorlar. Tabii Avrupa Birliği yetkililerinde
yanıt hazırdır. (İşte sizin problemlerinizde burada ya!
Bunu düzeltmeden avrupa birliğine giremezsiniz)
Yeni milenyumda, yirmibirinci yüzyılda ülke
sınırlarını, güçlü ordular, kahraman askerler değil, o
ülkedeki insanların beyinlerine çakan bilgi kıvılcımları
koruyor. Dünyanın en güçsüz ordusuna sahıp İsviçreyi
gelsin bir ordu işgal etsinde görelim. Aslında kahraman
askerler çoktan beri modern ordulara ağır yük
olmaktadırlar.
Son 50 yılda devletimizde,en iyi işleyen,en çok
güvendiğimiz,en çok inandığımız kurumumuz şanlı
ordumuzdur.Yurt severliklerinden asla şüphe etmediğimiz
bazı iyi niyetli arkadaşlarımız,Aman,ordumuzu
eleştirmeyelim.Diyorlar.Biz,hayır diyoruz.En çok
eleştireceğimiz,en çok geliştireceğimiz kurumumuz, gene
şanlı ordumuzdur. Çünkü değişmenin,gelişmenin sonu
yoktur.Evrende ve dünyada,değişmeyen tek şey
değişimdir.Değişmeyenler,ilerleyen zaman içinde
gerilerler
Bernard
Shawa göre,dünyada en büyük budalalık,konuşacak yerde
susmak.Susacak yerde konuşmaktır.
(Bernard Show'un bu gerçekçi sözüne
eşdeğer,Anadolu'da,söylemesi çok ayıp
olacak,ama,söylenmese de,çok eksik,çok noksan
kalacak,çok galiz bir deyim söylenir.Kendini bilmez
çavuşlar,kendi bokunu avuçlar.).
Maalesef bizim
ülkemizde, bu ikisi,çok sık, birbiri ile karıştırılıyor.
Nazım Hikmet, ( Ceviz ağacı ile yunusun hikâyesi adlı
şiirinde: Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında / Ne
sen bunun farkındasın,ne de polis farkında /
Diyor.Ben,sen,polis,farkında olmasak ta,Avrupa Birliği
cevizin farkında.
İşte,Avrupa komisyonu 8 Kasım,2006 günü yayınladığı,(
Türkiye-Avrupa Birliği İlerleme ) raporunda,askerlerin
siyasî konularda,demeç vermelerini,konuşmalarını da
eleştiriyor.
Askere siyasî konularda konuşamama ve konuşma
sınırı:Rapor,hükümetin kabul ettiği yeni milli güvenlik
siyaset belgesinin parlâmentoda görüşülmediğini
eleştiriyor.Ulusal güvenlik stratejisinin
oluşturulmasında sivillerin denetim işlevini yerine
getirmediklerinden yakınıyor.Askerî
yetkililerin,Kıbrıs,lâiklik,Kürt sorunu,Şemdinli
olayları gibi siyasî konularda,iç ve dış meselelerde
konuşmalarını eleştiriyor.Ordunun açıklamalarının
savunma ve güvenlik konularını ilgilendirmesi ve sadece
hükümetin yetkisi altında yapılmasını vurguluyor.
Avrupa komisyonunun bu eleştirileri,ülkemizde aydın
çevrelerin sık sık dile getirdiği bazı gerçeklerle de
çok güzel örtüşüyor.
Ciheti askeriye ile ciheti mülkiye,ülkemiz insanına,hep
yukardan,hep tepeden bakarlar.Mustafa Kemâl, (
Memleketin hakiki efendisi,köylüdür,işçisir,halktır ).
Dese de,onlar kendilerini efendi,bizleri ikinci sınıf
sayarlar. Bizde,bu çok önemli konuda,ufak bir ilâve
yapmak istiyoruz.Görevde iken,omuzlarında apoletleri
olduğu zaman,siyasî nitelik taşıyan demeç ve
konuşmalarını duymağa çok alıştığımız,grnel kurmay eski
başkanı Orgeneral sayın Doğan Güreş,Orgeneral sayın
Çevik Bir ve,Orgeneral Hurşit Tolon ,Şimdi emekli
oldular.İşte şimdi konuşma
zamanları.Konuşsunlar,yazsınlar,söylesinler.İsterlerse
siyasî parti kursunlar,veya partilere katılsınlar.Bizde
onları dinliyelim.Fikirlerinden istifade edelim.Ve
de,gerekirse arkalarından gidelim.Ama
onlar,konuşmamaları gerektiği zaman konuştular.Şimdi
ise,konuşmaları .gerekirken,neden se susuyorlar.Bu durum
da,yurtdaşlar olarak bizleri üzüyor.
Anadolu gelinlerinin çok gerçekçi, çok
izlaşmacı olduğu kadar, çok ta basiretli bir deyimi
vardır. (Mademki: bu köye gelin geldik, köyün adetlerine
uyarız)
Ülkemiz de, gelin olmuş ata binmiş Avrupa
köyüne doğru yola çıkmıştır.
Ben umuyor ve inanıyorumki: Anadolu gelininin
gösterdiği bu basireti, Mustafa Kemal Atütürkün
Cumhuriyet ordusu da gösterecektir.
15.Aralık.2004
www.demokrasidedevrim.com
adına
Dr.Hasan Horto
|
|