|
İSLÂM LA DEMOKRASİ
*
Biz, yaklaşık 8 yıl önce Aksak Adalet ana
bölümümüzde NEDEN DEMOKRASİDE DEVRİM başlıklı yazımızda,
( Ülkemizin üç büyük yumuşak karnı ve üç büyük açmazı
vardır. ) Diye yazdık.
Birincisi Demokrasi-İslâm ve laiklik uyuşmazlığı,
ikincisi Türk-Kürt kimlik ayırımı, üçüncüsü de,
Alevî-Sunî çatışması.
Yine 4 yıl önce aksak adalet ana bölümümüzde,
ÜLKEMİZİN ÜÇ BÜYÜK AÇMAZI VE ÜÇ BÜYÜK ÇIKMAZI yazısını
yayınladık.
Ve aradan geçen 4 yılda ülkemiz için çok önemli olan
bu üç hayatî konuda hiçbir şeyin değişmediğini gördük.
Türk-Kürt kimlik ayırımını GÜNEY-DOĞU ANADOLUMUZUN
HAZİN SERÜVENİ yazımızda, Alevî-Sunî çatışmasını ise,
NEDEN ALEVÎLER SUNÎLERE GÖRE DAHA DÜRÜSTTÜR yazımızda,
dilimizin döndüğü ve bilgilerimizin elverdiği ölçüde
incelemeğe çalıştık.
Benim adım
Hasan. İslâm la Demokrasi uyuşmaz. Diyorum. Sonra bunu
ŞERİF MARDİN le tartışıyorum. Onu da eleştiriyorum. En
sonda da kardeşim HÜSEYİN ile İslâma ÇÖZÜM getiriyorum.
Bilimsel açıdan, İSLÂMLA DEMOKRASİYİ ise,2008
yılının ilk üç- dört gününde irdelenmek üzere herkesin
görüşüne açmak istiyoruz.
Semavî dinlerin en yenisi ve sonuncusu İslâmda Yüce
Allahın yüz ayrı adı vardır. Yüce Allahın 100 ayrı
adı, her şeyde 100 doğruya işaret ederken, İslâm
uygulamalarında her şeyde tek doğru yaratılmıştır. İşte
bu yüzden, İslâm çok çeşitlilik içeren demokrasi ile
bağdaşıp uyuşamamaktadır.
1990 lı yıllarda, sanırım 1998 yılında dinci lider,
Sayın Necmettin Erbakan ( Bize oy vermeyenler, patates
dinindendir. ) Diyerek, patatesi mundarlıyordu.
Bundan 10 yıl sonra ise BİRLEŞMİŞ MİLLETLER,
Erbakana inat, 2008 yılını PATATES YILI ilân ederek
patatesi adeta kutsuyordu.
2007 yılının güz aylarında Oral Çalışların
Cumhuriyet gazetesinde yazdığı makaleye göre, son
aylarda medyamızın gündemini büyük ölçüde , işgal eden
MAHALLE BASKISI tezinin yaratıcısı saygıdeğer profesör
sayın Şerif Mardin,1927 yılında İstanbul da
doğmuştur.Galatasaray lisesini bitirdikten sonra
Stanford Üniversitesinde lisans ve lisansüstü öğrenimi
görmüş. Bir süre John Hopkins Üniversitesinde çalışmış
ve ülkemize dönmüştür. Çeşitli üniversitelerde
çalışırken, ayni zamanda dergilere ve gazetelere
bilimsel yazılar yazmıştır.
1992 yılında Cumhuriyet gazetesinde
yazdıklarına göre, Demokrasi diye bir kavramın İslâm da
doğrudan doğruya yerleşmesi mümkün değildir. Çünkü
Demokrasi idare edenlerle idare edilenler arasında
sağlam bir köprü kurar. Şimdiye kadar, hiçbir İslâmî
sistemin böyle bir köprüyü kurmaya yönelik hiçbir
programını görmedik.
Ayrıca, modern zamanlarda bir topluluğun doğru
dürüst çalışabilmesi için İNSAN HAKLARI nın çok açık bir
şekilde ortaya konması gerekir. İnsan hakları içinde de
KADIN HAKLARI nın çok önemli bir yeri vardır.
Bizde,8 yıl önce, NEDEN DEMOKRASİDE DEVRİM
yazımızda, insan haklarının demokrasinin göbeğine
oturup, merkezine yerleştiğini yazmıştık zaten.
Profesör Şerif Mardin devam ediyor: Kuran dan
çıkarılacak insan hakları prensipleri fevkalâde genel
şeylerdir.Bunlar Demokrasi gereksinmelerini
karşılamaktan çok uzaktır.
Nitekim, yeni milenyumda, yirmi birinci yüzyılda
bile ülkemizde Demokrasi kavramı üzerindeki tartışmalar
devam edip gidiyor.
Kimilerine göre Demokrasi bir araçtır.Kimilerine
göre de Demokrasi bir amaçtır.Bize göre ise,Demokrasi ne
araçtır.Ne amaçtır.Demokrasi bir sanattır.Bir
sanat.Nasıl bir sanat ?. Ne sanatı ?. Diye sorup sual
ederseniz ANA SAYFAMIZDA da ,8 yıl önce yazdığımız gibi
: Azınlığı çoğunluğa,çoğunluğu azınlığa ezdirmeden,barış
içinde bir arada mutlu yaşatmak sanatıdır.
1948 ve 1958 yıllarında ülke gençlerimizin
baskısı ile hazırlanan en özgürlükçü 1960 ANAYASASININ
getirdiği özgürlük ortamı içinde gençlerimiz
fikir-kültür ve eylem açısından kendilerini 10 ar yıllık
kuşaklara ayırdılar.1968 kuşağı,1978 kuşağı gibi.
Lord Bernardt Russela göre, tarihin her döneminde ve
dünyanın her yerinde 32 yaşını idrak eden bir genç, halâ
devrimci olamamışsa pısırık biri demektir. Devrimciler
olmayınca da, dünya hımbıllarla dolar.Uygarlık
oluşmazdı. Gençler ile devrim arasında her zaman kopmaz
bir ilinti, ayrılmaz bir bağ vardır.
1968 kuşağından Oral Çalışlarıın gene
Cumhuriyet gazetesinde yazdıklarına kulak verelim. İsmet
İnönü döneminde, Saidi Nursî nin eski yazı ile yazdığı
bir risale nedeni ile adliyede hakkında dava açılır.
İlâhiyat fakültesinden bir profesör, eskilerin deyimi
ile ehli vukuf, yenilerin deyimi ile bilirkişi olarak
adliyeye çağrılır. Bu saygın profesör, fikir ve bilgi
almak üzere yine saygıdeğer, sosyoloğ profesör Şerif
Mardin i de adliyeye davet eder. Şerif Mardin eski yazı
bilmemesine rağmen ikisi birden bir rapor imzalayıp
adliyeye sunarlar. Şerif Mardin sonradan eski yazı da
öğrenerek, Saidi nursî yi incelemeğe çalışır.Bu yüzden
de adı Nurcuya çıkar.İsmet İnönü Şerif Mardini ( Aman
dikkatli ol.) Diye uyarır. Şerif Mardinin ifadesine
göre belli ki: Sayın İsmet İnönü Saidi Nursî nin
cazibesinden çekinmekte ve korkmaktadır. Şerif Mardin
İsmet İnönü ye ( Paşam,sizin elinizde kılıcınız
var.İstediğinizi yaparsınız.) Der. İsmet İnönü de cevap
verir. Ondan başka neyim var ki ?.
Hikâyemize bıraktığımız yerden devam edelim.1960 lı
yıllarda Şerif Mardin Ankara Siyasal Bilgiler
fakültesinde hoca, Oral Çalışlarda öğrenicidir.
Şerif Mardin imtihana aldığı öğrenicilere, cevaplamaları
için şu satırları yazarak soru kâğıtlarını dağıtır. (
Marksın kehanetlerini yorumlayınız. )
Öğreniciler, soruda geçen kehanet sözcüğünü sosyalist
devrime karşı, ve sosyalist devrime hakaret diye
algıladıklarından, cevap vermeden soru kâğıtlarını
hocalarına boş olarak iade ettiler.Ve tepki eylem
koyarak,sınıfı topluca terk ettiler.
Eğer, sınıfta 68 kuşağı değil de, 2008 kuşağı olsaydı,
Ayni tepki eylemini koyardı. Ama soru kâğıtlarını boş
olarak değil, şu satırları yazarak iade ederlerdi. Ve
sonra sınıfı terk ederlerdi. ( Devrimlerde asla kehanete
yer yoktur. Bilimsel Sosyalizmin kurucusu en büyük
devrimci Marks asla kehanet yapmaz. Ancak bilimsel
araştırmaların sonuçlarını inceleyip yorumlar. )
İşte buda, kuşaklar arasındaki değişim ve gelişimi
simgeler. Biz, demokraside devrimciler,68 kuşağının
değil, 2008 kuşağının yanındayız.
10 ar
yıl aralıkla, farklı kuşaklar,dünyada fikir ve düşünce
akımlarını simgeler. Kuşaklar arasındaki zaman
aralıkları, fikir ve Düşüncelerin ulaşım ve iletişim
hızlarına bağlı olarak azalır veya çoğalır. Hız
arttıkça, zaman azalır. Hız azaldıkça zaman çoğalır.
NewYork Central
parkta ve Londra Hyde Parkta sergilenen Fikir
hareketleri, 18 ve 19 uncu yüzyıllarda Paris Şans Ellysé
meydanında yapılırdı. Ülkelerin aydın ve düşünürleri
mevcut düzenle, devleti idare edenlerle ters
düştüklerinde, can havli ile soluğu Pariste alırlardı.
Çünkü kendi ülkelerinde ya hapse gideceklerdi.Ya da
dar-ağacına. Mevcut düzen, devamlı değişip devamlı
gelişen zamana ayak uyduramazsa arada çatışma çıkar. Bu
çatışmada her ülke aydınları , her ülke düşünürleri,
mevcut düzene karşı, gelişen zamanın yanında olur.
Mevcut düzene karşı çıkar. Bu aydınlar, bu düşünürler
her zaman DEVRİMCİ olurlar. Zamanımızın yaşayan en büyük
düşünürü, en büyük feylezofu Lord Bertrand Russel diyor
ki: Tarihin her döneminde, dünyanın her yerinde 32
yaşını idrak etmiş bir insan halâ DEVRİMCİ olamamışsa
PISIRIK biri demektir.
Osmanlı
İmparatorluğunda, GENÇ TÜRK=JEUNE TÜRK=YOUNG TURK
hareketi de, ilerici, devrimci bir hareketti. Ama bu
devrimin adını açıkça koyamamıştı.
Dünyanın her tarafından Parise gelen düşünürler,
aydınlar, Şans-Elysé meydanında toplanır, HÜRRİYET
İSTERİZ diye bağırırlardı. Neden hürriyet istersiniz ?
Diye sorulduğunda, başka ülkelerden gelenler, (İşte
yurtdaşlara , halklara, kadınlara,işçilere eşitlik
sağlamak için ),veya ( sosyalist iktidarı, işçi
iktidarını kurmak için hürriyet istiyoruz. ) Derlerdi.
Genç Türkler ise, böyle şeyler söylemez. Sadece HÜRRİYET
İSTİYORUZ . Derlerdi. Genç Türklerin belki de sonuncusu
sayılabilecek Mustafa Kemâl, 1923 te bu devrimin adını
koydu. CUMHURİYET.
68 kuşağı ve 78 kuşağı İslâmla demokrasi
ikilemini çözemediler. İslâm la demokrasiyi uzlaştırıp,
bağdaştırmak ve barıştırmak gene 2008 kuşağına kaldı.
Profesör Şerif
Mardinin yaklaşık bir yıl önce ortaya attığı MAHALLE
BASKISI, ülkemizde çok ilgi gördü. Çok tartışıldı.
Lehinde ve aleyhinde çok yazılar yazıldı. Bunun üzerine,
sayın Şerif Mardin 2008 yılı Mayıs ayı sonlarına doğru,
söylediklerine açıklık getirmek üzere, İstanbul Bilgi
Üniversitesinde NE DEMEK İSTEDİM diye bir toplantı
düzenledi. Toplantıya konuşmacı olarak, daha çok
SOSYOLOJİ alanında uzman birçok değerli bilim
insanı,politikacı ve yazar katıldı. Profesör Binnaz
Toprak, profesör Fuat Keymen, Ruşen Çakır bunlardan
birkaçı.
Profesör Şerif
Mardin, Cumhuriyet dönemimizde, ama daha çok Osmanlı
döneminde, MAHALLEYİ hayatın akışında ve yaşamın
biçimleşmesinde çok etkin bir birim ve ünite olarak
görüyor. Bu ünitede ahlâk kurallarını, iyilik ve
güzelliği, tabir caizse günah ve sevapları belirleyen
kurallar ve kurumlar vardır. Kurallar içinde gelenek ve
görenekler, kurumlar içinde ise, Cami, caminin imamı,
imamın kitapları, tarikatlar, esnaf ve sanatkârlar
vardır. Görüldüğü gibi Kurumlar daha çok din
ağırlıklıdır. Osmanlı döneminde çok etkili olan
mahalleye karşı, 1923 teki CUMHURİYET, mahalleye
alternatif olarak OKUL, ÖĞRETMEN, ÖĞRETMENİN KİTAPLARI
ve ÖĞRENİCİ yi yarattı. Açıkça görüleceği gibi,
MAHALLEDE DİN AĞIRLIKTADIR. Buna karşılık OKULDA BİLİM
AĞIRLIKTADIR. Daha sonraları okula HALK EVLERİ de
katıldı.
Şerif Mardine
göre, KEMALİZMİN yönlendirdiği okul ve öğretmen, geçen
zaman içinde, çeşitli nedenlerle mahalleye karşı cılız
kaldı. Bu yüzdende, tutucu, muhafazakâr ve dinsel
akımlar, fazla prim topluyor . Oylarını yüzde 47 lere
veya daha yükseklere taşıyor.
Bizim mahallelerde komşular hiç kendi işlerine bakmazlar.
Hep karşı komşu ile uğraşırlar. Komşu şunu yaptı. Komşu
bunu yaptı. Diye de boyuna dedi-kodu yaparlar.
Sayın profesörler
Fuat Keymen ve Binnaz Toprak, geçen zaman içinde
mahalleninde değişikliğe uğradığını ifade ettiler. Ama
konuşmacıların hiçbiri mahallenin ve toplumun
şekillenmesinde GELİŞEN TEKNOLOJİNİN ultimate motivation
diye adlandırabileceğimiz DEVASA ETKİSİNDEN hiç
sözetmediler. Buda herhalde bu çok faydalı tartışmaların
bir noksanı olsa gerektir. GELİŞEN TEKNOLOJİ her şeyi
alt üst eder. Eskiyeni kırar,döker.Ve bir yana atar.
Yerine yeni değerler koyar.
Kusura kalmayasunuz uşaklar. Biz,gelişen teknolojinin
sosyolojiyi nasıl değiştirdiğini araştırıp incelemediği
için,
ŞERİF MARDİNi de eleştiriyoruz..
Mustafa Kemâl Atatürke, birçok sıfatları, birçok
vasıfları yanında, ülkemizde kuşakları başlatan büyük
insan, yüce insan da diyebiliriz. ATATÜRKün kuşağı 1918
kuşağı, arkadan 1928 kuşağı,1938 kuşağı,1948 kuşağı,1958
kuşağı,1968 kuşağı,1978 kuşağı, nihayet bugün 2008
kuşağı yetişti. Birçok birikmiş sorunları da kucağında
bularak. Kendilerine de BİLGİSAYAR KUŞAĞI-İNTERNET
KUŞAĞI demek istiyorlar. Helâl olsun.Ne derlerse
desinler. Bizler gibi yapmasınlar. SORUNLARI
ERTELEMESİNLER. ELLERİNİ ÇABUK TUTSUNLAR
2008 kuşağı bu yaşamsal konuda elini çabuk
tutsun. Hiç unutmasın ki: göz açıp kapayıncaya kadar,
hiç farkında olmadan 2018 ve 2028 kuşağı hemen
geliverecek.
Bütün dünyadaki dindar kardeşlerimize haksızlık,
saygısızlık etmeden şöyle Düşünebilir miyiz acaba? Tek
Tanrılı Semavî dinler dahil, yeryüzündeki bütün dinler,
var-oluş neden ve sebepleri ile, Doğaları gereği
tutucudurlar. Bağnazdırlar. Bu yüzden, her zaman değişen
Ve gelişen zamanla çelişkiye, uyuşmazlığa ve çatışmaya
düşerler.
2000 yılı aşkın tarihi olan Hristiyan dini,
gelişen zamana ayak uydurmak için, RÖNESANS dahil,
yeterli veya yetersiz bazı değişikler yapmıştır. 1400
yıllık İslâm dinimiz ise, gökten indiğinden beri, zamana
uymak için hiçbir değişiklik, hiçbir yenilik
yapmamıştır. Bundan dolayıdır ki: Modernizm denilen
çağdaşlığın, ve günümüzün vazgeçilmez en büyük, en
uygar kurumu Lâik Demokrasi ile uyuşamıyor.
Uzlaşamıyor. Bu uyuşmayı, bu uzlaşmayı şimdiye kadar,
hiç kimse sağlayamadı. Öyle görünüyor ki: Kendisi de
devamlı gelişen demokrasi, UYUŞMA ve UZLAŞMAYI kendi
içinde sağlayacak.

|
 |
2008
yılı Mayıs ayında dünyada bir umut ışığı
doğdu. Büyük bir aksilik, büyük bir gaf
olmazsa,
MÜSLÜMAN -HRİSTİYAN melezi, SİYAH -BEYAZ
kırması
HUSSEIN BARACK OBAMA Amerikan seçimlerinde
cumhurbaşkanlık kordelâsını göğüsleyecek.
Dünyada mevcut 1 Milyar 300 milyon Müslüman ile
6,5 milyar Dünya insanını demok- rasi potası
içinde
en iyi eritecek,
en iyi uzlaştıracak, en iyi
kaynaştıracak insan
benim kardeşim,
HUSSEIN
BARACK OBAMA dır bizce. Demokrasinin erdemi yanında, Amerikan
seçmeninin eli sağ olsun. Aklı sağ olsun.
Unutmayalım ki: MELEZLER çok akıllı
olurlar. KIRMALAR çok akıllı olurlar. |
Hem MELEZ, hem de KIRMA olan
HUSSEIN BARACK OBAMA İSE, çok çok
daha fazla akıllıdır.
| |
|
| |
HİLLARY CLİNTON ise,
ne yazık ki : Mevcut
düzeni koruyup
kuvvetlendirmek diyerek
yerinde saymıştır.
Sevinç, gurur ve
iftiharla görüyoruz ki :
HUSSEIN BARACK OBAMAda, bizim
gibi değişim ve
gelişimden yanadır. |
 |
| |
HUSSEIN BARACK OBAMA,
Değişim ve gelişim
diyerek, geleceğin
yollarını göstermiş,
geleceğe umut ve ışık
saçmıştır. |
 |
|
|
|
HUSSEIN BARACK OBAMA ile fikir ve düşünce alanındaki bu
paralelliği,bu uyuşmayı, bu örtüşmeyi görmek için Zalim
siyasette DEĞİŞİM VE
GELİŞİM başlıklı yazımızı
lütfen hemen şimdi tıklayınız.
Dr.Hasan Horto, 08,Mayıs,2008
İlinti.
*
Neden Demokraside
Devrim
*
Ülkemizin üç büyük
açmazı ve üç büyük çıkmazı
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bilimsel açıdan
ülkemizde 2008 yılı başlarında yaşadıklarımız, ülkemiz
insanının itaat toplumundan sorgulayan ve tartışan
topluma dönüşüm sancılarıdır. Bundan böyle üzücü değil,
tam tersine sevindiricidir.
Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat
toplumlarıdır.
Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi
tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon
olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası
da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.
Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan
komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve
İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi
görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı
sayın Zekeriya Öze ve şimdiye kadar hiç
tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı
sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkayaya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının
devamını diliyoruz.
2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da
halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben,
beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2
-Yürütme erki, 3- Yargı erki.
Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız
kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi
partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.
Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı
hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al
Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya
dönüşmesin.
Bize öyle görünüyor ki: hep yanlış soruyu sorduğumuzdan,
çözümü de yanlış yerlerde arıyoruz. Her zaman da açmaz
ve çıkmaza saplanıyoruz.
Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı
yarattı ? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden
partileri yarattı ?
İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar önemli bir soru.
Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allahın adıyla
ilk dersimizi alalım.
Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en
çok özendiğim İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden
geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer
yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her
zaman, her yerde iyi kullan. Yüce Allahın bu ilk
dersini iyi alanlar, iyi öğrenenler her zaman,her yerde
başarılı olurlar.
Geçen zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen
harcı-alem düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da
devirir.
İslâmiyetten önce,bütün Arabistan da
Araplar,kendi elleriyle çamurdan putlar yaparlardı.
Sonrada karşılarına geçip onlara taparlardı.
BİLİM gelişti. İnsanlar, olmaz böyle
şey dediler. Putları kırıp İslâmı getirdiler.
Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı
hayata geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini
alıp kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı?
Tökezliyoruz.
Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu
hiç ?
Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip
çözümlenemeyen çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki
ikilemle karşı karşıyadır.
1- DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.
2-İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek? Yoksa Lâiklik ve
demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne islâmdan,ne
de lâklik ve demokrasiden vazgeçemiyeceğimize göre,bu
ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki: hem
lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek
ülke biziz.
Derin devletin derinine inmek bize özgü bir
sorun gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden
İslâmın lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin
İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1
milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı
bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.
Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde,
Taliban ve,günahsız insanların canına da kıyan kanlı
intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç örnekleridir.
2008
yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın aklına
2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van
Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkayayı ve Ferhat
Sarıkayanın başına gelenleri hatırlatıyor.
Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın
karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine
terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki:
Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K
anlıyoruz
Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez
ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün
özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği
de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime
göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman
için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine
bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için
zararlı?
Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları
mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var.
Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları
fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye
boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı?
Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya
yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da
yok ki !!
Fikirleri
ve FİKİRLERİN ÖZGÜRCE SÖYLENMESİNİ
yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil,
bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça
seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da
yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da,
bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler
gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de
güvenebilsinler.
Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP
CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü
karartmayınız.
2500 yıl önce Sinopta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi
Makedonyalı büyük İskendere nasıl demişti. GÖLGE ETME
BAŞKA İHSAN İSTEMEM.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
TRAVMA, DARBE VE SARSINTI
Yargıtay Başsavcısı sayın Abdurrahman Yalçınkayanın
Anayasa Mahkemesinde açtığı Ak Partiyi, AKPyi,KAPATMA
DAVASI ile İstanbul Şişli Mahkemelerinde İstanbul
Savcımız sayın Zekeriya Özün açtığı ,Derin Devlet i
sorgulayan, ERGENEKON DAVASI tam hızla, devam edip
giderken,Ak Partinin İslâma yakınlığı ile çok tanınan
politikacısı,sayın milletvekililinin dış basında
başlattığı şu çarpıcı iddialar ortalığı büsbütün
kızıştırdı. Büsbütün karıştırdı.
Cumhuriyetle birlikte gelen Atatürk Devrimleri
toplumumuzda TRAVMA YARATTI. TRAVMA yaşattı.
Travma sözcüğü Arap dili dışında hemen bütün Batı
dillerinde aynidir.Batı dillerinde TRAUMA olarak geçer.
Birçok dilde ŞOK ile SCHOCK ile eş anlamlıdır. Türkçede
ise DARBE,SARSINTI,ÇALKANTI anlamına gelir.Hatta
dünyada ve bizde tıp diline de girmiştir. Kemik ve eklem
hastalıkları ile darbe bilim dalı,her yerde Ortopedi ve
Travmatoloji( Traumatoloji) olarak söylenir.
Yukarıda özetlenen iddiayı iyice anlamak için
sosyal yanına bakmak gerekir. 1 Atatürk Devrimleri
aşağıdan yukarı gelen, yukarıyı yani idareyi değişime ve
gelişime zorlayan, bir derin dalga, bir HALK HAREKETİ
midir ? Bir HALK DEVİMİ midir ?. 2- Yoksa
yukarıdan,tepeden gelen, aşağıyı değişime,gelişime
zorlayan bir devrim midir ?.Bu konuda,çok hassas, çok
önemli, çok can alıcı iki soruya siz cevap vere
durun,bende 55 yıllık bir hekim olarak,bu yaşamsal
konuyu Tıp biliminin deneysel süzgecinden geçirmeğe
çalışayım.
İnsan beyninde BAHNUNG KANUNU diye bir olay
vardır. O kanun da,ALIŞKANLIKLARIN fizyolojik anlamını
inceler. Olaylar insan beyninde belirli yollar
izleyerek ALGILANIR. Ayni olaylar beyinde ayni yollardan
geçtiğinden beyinde izler bırakırl. Olaylar
tekrarladıkça beyindeki bu izler de DERİNLEŞİR. Olaylar
hep ayni yollardan, ayni izlerden geçtiğinden artık
buradan çıkıp başka yollar,başka izler yaratmak ta
ZORLAŞIR. İşte bu fizyolojik sebeptendir ki :insanda
ALIŞKANLIKLAR DOĞAR. Yine bu fizyolojik sebeplerdendir
ki :alışkanlıklardan çıkmak,alışkanlıklardan
vazgeçmek,alışkanlıklardan kurtulmak çok zorlaşır. Bunu
zorlamak ta insan beyninde, insan bedeninde
Darbe,Sarsıntı,Çalkantı yaratır.
Siz isterseniz bu darbe, bu sarsıntı,bu
çalkantıya batı dillerine uyarak TRAVMA=TRAUMA,isterseniz
de Şok= schock deyin.İsterseniz de Türkçe olarak
darbe,sarsıntı,çalkantı deyin.Hepsi aynidir.Hepsi ayni
kapıya çıkar.
Ülkemizde yaşadığımız karşılıklı suçlama ve
karmaşa ortamında,Türkiye Büyük Millet Meclisine
bağımsız aday olarak girmeyi başaran sayın UFUK URAStan
yaşadığımız olayları çok güzel özetleyen,çok güzel bir
izah,çok güzel bir tespit,çok güzel de, bir sol ittifak
teklifi geldi.Her nekadar,bu gerçekçi ve güzel
teklifin,ülkemizdeki sol kesimin içinde bulunduğu
dağınık yelpaze, ve konjonktürü içinde
gerçekleşebileceğine inanmasak ta, sayın Ufuk Urasın bu
gerçekçi sözlerini tartışmakta,ülkemiz ve ülkemiz insanı
açısından büyük yarar görüyoruz.
Sayın Uras özetle diyor ki :Ak Parti,AKP
politikaları halkımızın gelir düzeyi düşük katmanlarına
din,iman,cennet, gelir düzeyi yüksek katmanlarına ise
han,hamam vaad etti.Gelin bizde bu vaadlere,hep beraber,
sol ittifak içinde alternatif oluşturalım.
Söz cennete dayanınca insanın aklına cennetle
ilgili şu ek bilgiler de geliyor.
Tek Tanrılı üç Semavî dinde de,cennet ve
cennette Huriler vardır.Üç Semavî dinde de Hurilere
Houri derler.
Üç Semavî dinde de Huriler hep 33 yaşında
kalırlar. Ne gençleşirler. Ne de yaşlanırlar. Bu dinsel
ve bilimsel gerçeklerden şu sonuç çıkar. Üç Semavî dinde,
ANAERKİL= ANA EGEMEN değil, BABAERKİL= BABA EGEMEN dir.
Atalarımızın ilk dini ŞAMANİZM ise, üç Semavî
dinin aksine BABAERKİL değil,ANAERKİL dir.ANA EGEMEN
dir.
Bizim dilimizde,başka hiçbir dilde olmayan
ANAYURT sözcüğü vardır. Sonraları buna ANAVATAN sözcüğü
de katılmıştır. Türkçede ANAYURT ve ANAVATAN eş
anlamlıdır. Batı dillerinde ise FATHERLAND sözcüğü
vardır. Bunun Türkçe karşılığı da BABAYURT=BABAVATAN
demektir.
Yazılmış birçok tarihsel kaynağa göre,
atalarımız,Ata dinleri ŞAMANİZM den çok hoşnuttular.
İslâm olmamak için çok direndiler. Çok savaştılar. Ancak
Arap kumandanı, eski Horasan valisi KUTEYBE,BUHARA yı
kuşatıp aldıktan sonra zorla İslâm oldular. KUTEYBE
Buharayı aldığı zaman bile, Buharada yönetici olarak,
erkek bir hakan değil, güzelliği dillere destan MELİKE
SULTAN vardı.
Bazı tarihsel kaynaklara göre de atalarımız
İslâmı kabul ettikten sonra bile, evlerinde Şaman
usullerine göre ibadet ederlerdi. Bunu önlemek için
KUTEYBE her eve bir Arap askeri yerleştirdi. İslâmdan
başka her türlü ibadeti yasakladı.
İnsanlara, sen ona inanamazsın. Buna inanacaksın.
Sen öyle ibadet edemezsin böyle ibadet edeceksin.
Diyerek insanları zorlamanın insan beyninde, insan
bedeninde yaratacağı Travmayı, şoku, darbeyi, sarsıntı
ve çalkantıyı, bir an olsun kafamızda canladırabiliyor
muyuz ? Tahayyül edebiliyor muyuz ?.
AK Parti,AKP nin İslâma çok yatkın
politikacısı sayın milletvekilinin (Cumhuriyetle gelen
Atatürk Devrimlerinin toplumda
Travma,darbe,sarsıntı,Çalkantı yarattı.) söz ve
iddialarını yukarıdaki tarihsel,dinsel ve bilimsel
veriler ışığında ele alıp incelemek çok daha doğru olur
sanırız. Birçok politikacılarımız, birçok düşünür ve
yazarlarımız kendisine gerekli cevapları verdiler.
Eleştirilerde bulundular. Saygıdeğer milletvekilinin
sözlerinde haklılık olsa bile, bizim toplumumuz İslâm
olurken de travma, darbe, sarsıntı yaşamadı mı? Hangi
travma,hangi darbe,hangi sarsıntı daha çoktu? Daha
büyüktü ?
Biz olayların peşinden giderek, olayları
izlerken hiçbir politikacımızın, hiçbir düşünür ve
yazarımızın bu tarihsel, bu dinsel, bu bilimsel
gerçeklere değindiğini duymadık. İşitmedik.
Eğer, bütün dikkat ve ihtimamıza rağmen,
gözümüzden ve kulağımızdan kaçmışsa, yazan
arkadaşlarımızdan peşinen özür dileriz. Kendilerini
yürekten kutlarız.
Bu durumlar, bu gözlemler, ister istemez akla
şu soruları getiriyor.
1- Bu konuda yazılmış tarihsel kaynaklar acaba doğru mu
yazıyorlar ?
2- Acaba bu politikacılarımız,bu yazarlarımız bu
tarihsel,bu dinsel gerçekleri bilmiyorlar mı ?.
3- Eğer biliyor da, söylemiyorlarsa, İslâma karşı
iki yüzlü mü davranıyorlar ?.
4- Yoksa yukarıdaki bu üç sorunun üçü de mi doğru ?
.
Bu sorulara ben cevap veremedim. Siz cevap
verin sayın dostlar. Siz cevap verin sevgili okuyucular.
İlave: 30.Haziran.2008
Dr. Hasan HORTO
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda,
yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK,
global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı,
yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.
Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte
globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak.
Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin
yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.
Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan
ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya
neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip
çalacaklardır.
İlave: 29 Mart 2008
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
| |
Bu
bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya
ilave edecekleriniz varsa
lütfen "
info@demokrasidedevrim.com " adresine
iletirseniz memnun olacağım. |
|
|
|
|